BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK

Ekonomik ve sosyal kalkınma bakımından hayati önem teşkil eden biyolojik çeşitlilik kaynaklarının insan kaynaklı faaliyetlerden dolayı zarar görmesi ve bazı türlerin soyunun tükenmesinin endişe verici oranlara ulaşması dolayısıyla doğan ihtiyaç üzerine, Rio de Janerio’da 1992 yılında gerçekleştirilen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde kabul edilen ve 1993’te yürürlüğe giren BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne ülkemiz 1996 yılında taraf olmuştur. Sözleşme’ye hâlihazırda 195 ülke ve AB taraftır.

Sözleşme, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilirlik ilkeleri kapsamında kullanımı ile genetik kaynakların kullanımından doğacak faydanın adil şekilde paylaşımı konularında hazırlanacak ulusal stratejilerin belirlenmesini, eylem planları ve programların geliştirilmesini öngörmektedir.

Biyolojik çeşitlilik bakımından zengin bir ülke olan Türkiye, 3 farklı iklim kuşağı ve 3 biyocoğrafi alan üzerinde yer almaktadır. Ülkemiz, 11.000’in üzerinde bitki türü, 19.000 civarında omurgasız türü, 1.500’ün üzerinde omurgalı türü, 2 büyük kuş göç yolu, ilan edilen deniz koruma alanımız 1,444,293 hektar, korunan kıyı uzunluğumuz 1865 km olmak üzere, toplam alanı 5,9 milyon hektara tekabül eden 2.783 korunan alan, 34 milli park ve 81 tabiat parkı ile zengin bir ekosistem ve doğal habitat çeşitliliğini haiz bir ülke olarak, gelecek kuşakların refahı için biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilir kullanımı ve restorasyonuna yönelik küresel çabalara önem atfetmektedir.

Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin her iki yılda bir düzenlenen Taraflar Konferansı’nın sonuncusu olan, 13. Taraflar Konferansı (COP 13) “Refah için Biyoçeşitliliğin Ana Akımlaştırılması” temasıyla, 4-17 Aralık 2016’da Meksika’nın Cancun şehrinde düzenlenmiştir. Taraflar Konferansı’nın Üst Düzeyli Oturumları ise, 2-3 Aralık 2016 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir.

COP 13’ün Üst Düzeyli bölümünde, biyoçeşitliliğe bağlı veya biyoçeşitlilik üzerine etkisi olan başlıca sektörler arasında yer alan ormancılık, balıkçılık, turizm ve tarımın biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımına entegre edilmesine yönelik önemli bir adımı teşkil eden “Cancun Deklarasyonu” kabul edilmiştir.

Sözleşme’nin 13. Taraflar Konferansı’nda ayrıca, ülkemizin, 2018 ve 2020’de sırasıyla Mısır ve Çin’de yapılacak Taraflar Konferanslarını müteakiben, 16. Taraflar Konferansı’na evsahipliği yapması kararlaştırılmıştır.

Kartagena Biyogüvenlik Protokolü
Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkilere neden olabilecek ve modern biyoteknoloji kullanılarak değiştirilmiş canlı organizmaların güvenli elleçlemesi, nakli ve kullanımı alanında yeterli koruma düzeyinin sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne ek olarak Kartagena Biyogüvenlik Protokolü 2000 yılında imzaya açılmış ve 2003’te yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Protokole, 2004 yılı itibariyle taraf olmuştur.

Ekosistemler
Biyolojik çeşitlilik tüm dünyada veya belirli bir habitatta ekosistem (doğal sermaye), tür ve gen çeşitliliğine verilen addır. Biyoloijk çeşitlilik insanoğlunun ekonomik ve sosyal hayatının devamlılığı için gerekli olan hizmetleri sağlar. Biyolojik çeşitlilik aynı zamanda, tozlaşma, iklimsel düzenlenme, selden koruma, toprak verimliliği ve gıda, yakıt, lif ve ilaç üretimi gibi ekosistem hizmetleri – doğanın sağladığı hizmetler – için de önemlidir.

Ancak şu anda doğal yaşam ve insan refahını etkileyen, devamlı bir biyolojik çeşitlilik kaybına şahit oluyoruz. Bu kaybın esas nedenleri, yoğun tarımsal üretim sistemleri nedeniyle doğal habitatlarda meydana gelen değişimler; inşaat; taş ocağı faaliyetleri; ormanlar, okyanuslar, nehirler, göller ve toprağın aşırı kullanımı; kirlilik ve artan küresel iklim değişikliğidir. Dünyamızın ve yaşamlarımızın sürdürülebilirliğinde biyolojik çeşitliliğin oynadığı büyük rol, onun devam eden kaybını giderek daha tedirgin edici hale getirmektedir.

Avrupa’da, 5000 yıldan bugüne tarım ve hayvancılığın yaygınlaşmasıyla insan faaliyetleri biyolojik çeşitliliği şekillendirmektedir. Bununla birlikte, son 150 yılda gerçekleşen tarım ve endüstri devrimleri toprak kullanımı, tarımın yoğunlaşması, şehirleşme ve arazilerin boşaltılmasında ani ve artan değişimlere yol açmıştır. Bu da biyolojik çeşitlilik açısından zengin peyzajların korunmasını destekleyen birçok deneyimin (ör. geleneksel tarım yöntemleri) kaybolmasına yol açmıştır.

Avrupa’nın kişi başı yüksek tüketimi ve atık üretimi, ekosistemler üzerindeki etkimizin Kıta’mızın ötesine uzandığı anlamına gelmektedir. Avrupalı yaşam biçimi tüm dünyadan kaynak ve malların yoğun şekilde ithal edilmesine dayalıdır, bu ise çoğu zaman Avrupa dışında doğal kaynakların sürdürülemez şekilde kullanımına neden olmaktadır.

Biyolojik çeşitlilik kaybının durdurulması ve geri arttırılmasını amaçlayan küresel ve Avrupa Birliği 2020 hedefleri oldukça iddialıdır. Bu hedeflere erişmek etkin politikaların uygulanmasını, sektörler arası koordinasyonu, ekosistem yönetimi yaklaşımlarını ve biyolojik çeşitliliğin değerinin daha iyi anlaşılmasını gerektirmektedir.

Kaynaklar | Avrupa Çevre Ajansı (AÇA), Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı